Yaşlandıkça kimseye muhtaç olmadan, sağlıklı ve dinç yaşamanın en önemli şartı bacaklarımızın ne kadar güçlü olduğudur.
Çoğu zaman kas gücünü sadece gençlerin ya da sporcuların bir hedefi olarak görürüz.
Oysa bilimsel araştırmalar şunu çok net gösteriyor:
Bacak kas gücü, uzun ömürlülük ve yaşam kalitesi konusundaki en büyük göstergelerden biri.
Gelin, bacaklarımızın neden vücudumuzun en büyük motoru ve gizli metabolik organı olduğuna bilimsel olarak bakalım...
1. Sadece Bir Kas Değil, Dev Bir “Metabolik Organ”
Bacak kaslarınız, vücudun en büyük kas grubudur.
Bu kaslar ne kadar aktif ve güçlü olursa, kan şekerini kontrol etmek o kadar kolaylaşıyor.
Kalbi korumak o kadar kolaylaşıyor.
Dolaşımı düzenlemek o kadar kolaylaşıyor.
Bacakların çalışması vücuttaki kronik iltihabı azaltıyor ve beyni çok daha aktif tutuyor.
Bilimsel Kaynak: J Intern Med. Doi: 10.1111/joim.12860 (Bacak Gücü ve Ömür İlişkisi)
Bilimsel Kaynak: MDPI Metabolites. Doi: 10.3390/metabolites15040037 (Kas Dokusunun Metabolik Organ İşlevi)
2. Yaşlılıkta Bağımsızlığın ve Güvenliğin Sigortası
Yaşlandıkça kas kütlesinin azalması kaçınılmaz gibi görünse de, güçlü bacaklar bu süreci tamamen tersine çeviriyor.
Sandalyeden rahatça kalkmak, merdiven çıkmak, dengede durabilmek...
Ve en önemlisi, ölümcül olabilen düşme risklerini en aza indirmek tamamen güçlü bacak kaslarına bağlı.
Güçlü bacaklar, aslında kimseye muhtaç olmadan yaşamanın anahtarı.
Bilimsel Kaynak: Gerontology. Doi: 10.1159/000441029 (Bacak Kas Gücü ve Beyin Yaşlanması)
Bilimsel Kaynak: Clin Interv Aging. Doi: 10.2147/CIA.S450125 (Sarkopeni ve Yaşlılıkta Mortalite Riski)
Hareketsizlik Tuzağı
“Yaşlandım, artık oturup dinlenmeliyim” düşüncesi en büyük yanılgı.
Bacak kasları kullanılmadıkça çok hızlı eriyor.
Bu erime sadece hareketlerinizi kısıtlamıyor; kronik hastalıklara davetiye çıkarıyor ve yaşam süresini doğrudan kısaltıyor.
Yaşlanmayı pasif bir şekilde kabullenmek yerine, vücudun biyolojik yapısını doğru beslemek ve çalıştırmak
Yaşlandıkça kimseye muhtaç olmadan, sağlıklı ve dinç yaşamanın en önemli şartı bacaklarımızın ne kadar güçlü olduğudur.
Çoğu zaman kas gücünü sadece gençlerin ya da sporcuların bir hedefi olarak görürüz.
Oysa bilimsel araştırmalar şunu çok net gösteriyor:
Bacak kas gücü, uzun ömürlülük ve yaşam kalitesi konusundaki en büyük göstergelerden biri.
Gelin, bacaklarımızın neden vücudumuzun en büyük motoru ve gizli metabolik organı olduğuna bilimsel olarak bakalım...
1. Sadece Bir Kas Değil, Dev Bir “Metabolik Organ”
Bacak kaslarınız, vücudun en büyük kas grubudur.
Bu kaslar ne kadar aktif ve güçlü olursa, kan şekerini kontrol etmek o kadar kolaylaşıyor.
Kalbi korumak o kadar kolaylaşıyor.
Dolaşımı düzenlemek o kadar kolaylaşıyor.
Bacakların çalışması vücuttaki kronik iltihabı azaltıyor ve beyni çok daha aktif tutuyor.
Bilimsel Kaynak: J Intern Med. Doi: 10.1111/joim.12860 (Bacak Gücü ve Ömür İlişkisi)
Bilimsel Kaynak: MDPI Metabolites. Doi: 10.3390/metabolites15040037 (Kas Dokusunun Metabolik Organ İşlevi)
2. Yaşlılıkta Bağımsızlığın ve Güvenliğin Sigortası
Yaşlandıkça kas kütlesinin azalması kaçınılmaz gibi görünse de, güçlü bacaklar bu süreci tamamen tersine çeviriyor.
Sandalyeden rahatça kalkmak, merdiven çıkmak, dengede durabilmek...
Ve en önemlisi, ölümcül olabilen düşme risklerini en aza indirmek tamamen güçlü bacak kaslarına bağlı.
Güçlü bacaklar, aslında kimseye muhtaç olmadan yaşamanın anahtarı.
Bilimsel Kaynak: Gerontology. Doi: 10.1159/000441029 (Bacak Kas Gücü ve Beyin Yaşlanması)
Bilimsel Kaynak: Clin Interv Aging. Doi: 10.2147/CIA.S450125 (Sarkopeni ve Yaşlılıkta Mortalite Riski)
Hareketsizlik Tuzağı
“Yaşlandım, artık oturup dinlenmeliyim” düşüncesi en büyük yanılgı.
Bacak kasları kullanılmadıkça çok hızlı eriyor.
Bu erime sadece hareketlerinizi kısıtlamıyor; kronik hastalıklara davetiye çıkarıyor ve yaşam süresini doğrudan kısaltıyor.
Yaşlanmayı pasif bir şekilde kabullenmek yerine, vücudun biyolojik yapısını doğru beslemek ve çalıştırmak
Mutfağımıza giren bazı şeyler, çocukların doğrudan davranışlarını, dikkatlerini ve sakinliklerini de şekillendiriyor olabilir.
Tıp dünyasının en prestijli dergilerinden biri olan The Lancet’te yayımlanan çok çarpıcı bir araştırma, bu konuda çığır açan veriler sunuyor.
Çalışmada, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı almış bir grup çocuğun beslenme düzeni kökten değiştiriliyor. Çocukların diyetinden işlenmiş gıdalar, yapay katkı maddeleri ve renklendiriciler tamamen çıkarılıyor; yani kısıtlı bir eliminasyon diyeti uygulanıyor.
Sonuçlar gerçekten çok düşündürücü.
Herhangi bir tıbbi ilaca başvurulmadığı halde, bu temiz beslenme modeli sayesinde çocukların hiperaktivite seviyelerinde, fevri davranışlarında ve odaklanma sürelerinde çok net, gözle görülür iyileşmeler kaydediliyor.
Araştırmanın en can alıcı bulgusu ise şu: Modern beslenme düzenindeki yapay bileşenlere karşı hassasiyeti olan ciddi bir çocuk grubu var. Ve bu çocuklar için paketli gıdalar sadece zararlı birer atıştırmalık değil; davranışsal problemleri doğrudan başlatan, tetiği çeken asıl unsur haline gelebiliyor.
Tabii ki burada gerçekçi olmak gerek; beslenmedeki bu radikal değişiklikler mevcut tıbbi bakımı ya da uzman doktor tedavisini tek başına rafa kaldırmaz.
Ancak bilim bize şunu çok net gösteriyor: Çocuğun bünyesine göre planlanmış temiz bir beslenme modeli, tedavi süreçlerini muazzam derecede destekleyen, göz ardı edilmemesi gereken bir güç.
Çalışmanın detaylarını merak edenler, tıp literatüründen makaleyi doğrudan incelemek için 10.1016/S0140-6736(10)62227-1 DOI numarasını kullanabilirler. Bilimsel zeminini incelemek isteyen her anne babanın ve uzmanın göz atmasını öneririz.
Peki siz bu konuda ne gözlemliyorsunuz? Evde paketli gıdaları, hazır atıştırmalıkları azalttığınızda çocuklarınızın sakinliğinde veya odaklanma becerisinde bir farklılık hissettiniz mi?
Pek çok insan “mikrodalgaya uygun” (microwave-safe) ibaresinin, plastiğin yiyecekleri ısıtmak için güvenli olduğu anlamına geldiğini düşünür. Ancak durum pek de öyle değil.
Bu ibare genellikle sadece kabın erimeyeceğini gösterir.
Isıtıldığında kimyasal olarak etkisiz kalacağını garanti etmez.
Sorun Kimyasal Bileşiklerde
Plastikler, esneklik ve dayanıklılık sağlamak için BPA ve fitalatlar gibi maddeler içerebilir.
Bu bileşikler plastiğe kalıcı olarak bağlı değildir ve özellikle ısı etkisiyle yiyeceklere geçebilir.
Bu durum şu anlarda gerçekleşebilir:
Plastik kaplarda yemek ısıttığınızda.
Paket servis kaplarını tekrar mikrodalgaya attığınızda.
Plastik şişeleri araba içi gibi sıcak ortamlarda bıraktığınızda.
Plastik dışarıdan sağlam görünebilir ancak kimyasallar çoktan yiyeceğe veya içeceğe sızmıştır.
Büyük Etki Yaratan Küçük Değişiklikler
Cam veya seramik kapları tercih edin.
Yiyecekleri plastik kaplarda ısıtmaktan kaçının.
Plastik şişeleri (güneşli yaz günlerinde arabada) sıcağa maruz bırakmayın.
Bu günlük maruziyeti azaltmak basittir ve uzun vadede önemli sağlık faydaları sağlayabilir.
Siz hiç güvenli olduğunu düşünerek plastikte yemek ısıttınız mı?
Yorumlarda paylaşın, deneyiminiz başkalarına yardımcı olabilir.
***** Kaynakça yorumlarda.
1) Kabak çekirdeği, magnezyumdan zengin bir besindir. USDA (ABD Tarım Bakanlığı) verilerine göre 100 gr kabak çekirdeği yaklaşık 560 mg magnezyum 30 gr protein içerir. Ispanakta ise magnezyum 100 gramda yaklaşık 79 mg’dır. Magnezyum, vücudumuzda kas ve sinir fonksiyonları gibi birçok süreçte rol oynar.
2) Aynı gramajda susam, sütten 8 kat fazla kalsiyum içerir. Susamın 100 gramında yaklaşık 975 mg kalsiyum vardır. Sütün 100 gramında ise yaklaşık 120 mg’dır kalsiyum miktarı. Bu açından susam çok daha fazla kalsiyum içerir ancak şunu unutmamak gerekir, 100 gr süt içmek 100 gr susam tüketmekten daha kolay ve rutine daha uygundur. Susamın kalsiyum içeriğine ek olarak, protein ve demir içeriği de eklendiğinde, önemli bir besin kaynağı olarak diyetlerimizde yer vermemiz hem kemik sağlığınız için hem de genel beden sağlığımız için iyi bir alışkanlık olacaktır.
3) Chia tohumu, bitkisel omega-3 açısından çok zengindir, 100 gramında yaklaşık 18 gr bitkisel omega-3 bulunur. Hamsi, sardalya gibi deniz kaynaklı hayvansal omega-3 kaynakları ile birlikte çok iyi bir denge sağlar. Bitkisel omega-3 kaynakları, hayvansal omega-3 kaynakları (EPA/DHA) gibi doğrudan vücut tarafından kullanılmaz, vücudumuz tarafından EPA/DHA’y dönüştürülür.
Kaynaklar
https://tools.myfooddata.com/nutrition-facts/170554/wt1
https://tools.myfooddata.com/nutrition-comparison/170150/100g
https://www.urmc.rochester.edu/encyclopedia/content?contentid=12023-2&contenttypeid=76
https://www.uhhospitals.org/health-information/health-and-wellness-library/article/nutritionfacts-v1/seeds-pumpkin-and-squash-seed-kernels-roasted-with-salt-added-1-oz
Düzenli ev temizliği yapan kişilerde,
20 yıl boyunca her gün 1 paket sigara içmiş kişilerde görülen hızda
akciğer kapasitesi kaybı oluşabilir.
Svanes ve arkadaşlarının, American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine’da yayımlanan 6000’den fazla katılımcıyı kapsayan araştırmasına göre;
Evde düzenli temizlik yapan veya profesyonel temizlik sektöründe çalışan kişilerin akciğer fonksiyonlarını gösteren FEV1 ve FVC değerlerinde, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içen kişilerdekine benzer oranda azalma tespit edildi.
Araştırmada bu durumun; temizlik sırasında kimyasal ürünlerin sürekli solunmasına bağlı olabileceği belirtiliyor. Kadınların erkeklere kıyasla daha fazla etkilendiği de vurgulanıyor.
Bu sonuçlar, temizlik ürünlerinin sigara kadar zararlı olduğu anlamına gelmez. Ancak kimyasal temizlik maddelerine uzun süreli maruziyetin ciddi akciğer sorunlarına yol açabileceğini göz ardı etmemek gerekir.
Ne yapabiliriz?
• Günlük temizlikte mümkün olduğunca su kullanmak
• Ara sıra beyaz sirke gibi doğal ürünlerden faydalanmak
• Yoğun kokulu ürünlerden kaçınmak
• Temizlik sırasında ortamı iyi havalandırmak
Sağlık için yaptığımız temizlik, sağlığımızdan götürmemeli.
Kaynak:
Svanes et al. (2018). Cleaning at Home and at Work in Relation to Lung Function Decline and Airway Obstruction. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine.
Canınızın çektiği yiyeceğin, aslında vücudunuzun gerçekte neye ihtiyacı olduğunun bir işareti olabileceğini biliyor musunuz?
Aşırı derecede yüksek çikolata yeme isteği her zaman, çikolata yeme arzusu olmayabilir, hatta çoğu zaman vücudun bir besin maddesine duyduğu ihtiyacın belirtisi olabilir.
⚪️ Canınınız ekmek ya da makarna mı çekiyor?
Yumurta yiyin. Vücudunuzun krom ve triptofan ihtiyacı olabilir, yumurtadaki bu bileşenler insülini düzenlemeye, ruh halinizi dengelemeye yardımcı olur, basit karbonhidrata olan isteğinizi azaltır.
⚪️ Kızarmış patates, kızarmış farklı ürünler mi yemek istiyorsunuz?
Avokado yiyin. Sağlıklı yağ ihtiyacınız olabilir, avokadodaki sağlıklı yağlar, tokluk hissinizi arttırır, hormonlarınızı düzenlemeye ve iştahı azaltmaya yardımcı olur.
⚪️ Canınız tuzlu cips mi istiyor?
Ceviz yiyin. Vücudunuzun çinko veya belki de klorür ihtiyacı olabilir, ceviz ve kabak çekirdeği hem çinko içerir hem sağlıklı yağlardan zengindir, cips isteğinizin azalmasına faydası olabilir.
⚪️ Canınız çikolata mı çekiyor?
Muz yiyin. Magnezyum ihtiyacınız artmış olabilir, muz yiyerek hem magnezyum ihtiyacınızın bir kısmını karşılayabilirsiniz, hem de şeker arzunuzu meyveden sağlamış olursunuz. Yine de çikolata yemek isterseniz, “bean to bar” tipi, yağ içeriğini Palm vb. yağlardan değil de kakaodan alan, katkı maddesi, aroma verici vb. içermeyen, bir kaç temel bileşenden oluşan çikolata yiyebilirsiniz. Kakao, şeker ve kakao yağı ihtiva eden çikolatalar makul miktarda tüketildiklerinde yararlı birer besin olarak kabul edilebilecek içeriklere sahiptir.
⚪️ Fast food yeme isteğiniz çok mu yükseldi?
Et yiyin. Protein ihtiyacınız artmış olabilir, tavuk veya kırmızı et ile, protein ihtiyacınızı karşılayabilir, fast food yeme isteğinizi düşürebilirsiniz.
⚪️ Canınız gazlı içecek, cola mı çekiyor?
Soda için. Kalsiyum ve magnezyum ihtiyacınız artmış olabilir, limonu sıkıp maden suyu ile karıştırın, çok iyi bir mineral kaynağıdır.
Protein kaynağı olan bitkisel ürünler, hem proteinden zenginken, aynı zamanda çok çeşitli besin değerlerine de sahip. Örneğin mercimek, çok iyi bir lif kaynağı, badem ve ceviz sağlıklı yağlardan zengin, beyin gelişimi için önemli bileşenler içerir.
Protein, hem çocuk gelişiminin her yönü için önemli, hem de yetişkinler için kas kazanımı ve kas kütlesinin saklı kalması için önemli. Bitkisel protein kaynaklarını yakından tanımak, öğünlerimizde düzenli tüketmek, çok iyi bir beslenme alışkanlığı olacaktır.
Bitkisel protein kaynaklarının özelliklerine bakalım:
Kuru Fasulye: 100gr’da 21gr protein içerir. Ayrıca yüksek lif içeriği sayesinde bağırsak sağlığını destekler.
Kabak Çekirdeği: 100gr’da 25gr protein içerir. Ayrıca çinko açısından çok zengindir; bağışıklık sistemi ve hormon dengesi için önemlidir.
Badem: 100gr’da 21gr protein içerir. Ayrıca sağlıklı yağlar açısından zengindir; özellikle kalp sağlığını destekler ve uzun süre tokluk sağlar.
Börülce: 100gr’da 23gr protein içerir. Ayrıca potasyum ve magnezyum açısından zengindir.
Ceviz: 100gr’da 15gr protein içerir. Ayrıca omega-3 yağ asitleri açısından zengindir; kalp ve beyin sağlığını destekler.
Nohut: 100gr’da 19gr protein içerir. Ayrıca yüksek lif içerdiği için uzun süre tokluk sağlar ve kan şekerini dengeler
Yeşil Mercimek: 100gr’da 25gr protein içerir. Ayrıca demir ve folat açısından zengin olduğu için kan yapımını destekler.
Kırmızı Mercimek: 100gr’da 25gr protein içerir. Ayrıca yüksek lif içeriği sayesinde kan şekerini dengeler ve uzun süre tokluk sağlar.
Not: İçeriğinde bolca sağlıklı yağ da içeren, kabak çekirdeği, badem, ceviz gibi ürünlerin, yağ kısmı ayrıldığında, geriye ürünün toz/un hali kalır. Örneğin kabak çekirdeğinin bu şekilde yağı alınmış toz halinin 100gr’ında 70gr protein bulunur. Bu açıdan, proteinden çok zengin beslenmede, sağlıklı birer alternatif olarak kullanılabilir.
Güzel bir hafta dileriz.
Mutfağınızda bu 5 değişikliği yaparak, rutin kullanımınızı güvenli hale getirebilirsiniz.
1) Alüminyum folyoların, gıdayla temas ettiklerine gıdaya geçtikleri çalışmalarda gösterilmiştir, Alzheimer, Parkinson, MS gibi beyin ve sinir sistemi hastalıklarına sebebiyet verebilir, onun yerine pişirme(fırın) kağıdı kullanmak çok daha güvenli bir tercih olur.
2) Plastik saklama kapları, piyasada gıdaya uygun olmayanları dahi bulunan bu saklama kaplarının, gıdaya uygun dahi olsa sıcak ürünler, asitli ürünler ile temas etmemesi gerekir. Bunu düzenli olarak sağlamak zor olacağı için cam gibi son derece güvenli bir saklama kabına geçmek çok daha iyi bir tercih olur.
3) Teflon kaplama, alüminyum tencere/tava üzerine yapılan bir kaplama şekli. Hem materyalin kendisi, hem de çok kolay çizildiği için alüminyumla gıdanın pişme esnasında birliktelik riski taşıması sebebiyle, bu ürünü demir döküm veya çelik tencere/tava ile değiştirebilirsiniz. Not: Çeliği normalden biraz daha fazla ısıtıp sonra kullandığınızda, yapışmaz tavaya çok yakın bir yapışmazlık olacağını görebilirsiniz.
4) Plastik kesme tahtası kullandığınızda, her kesimde mikro plastikler tahtadan ayrılır ve gıdanızla birlikte tüketme riskini oldukça artar. Plastik kesme tahtaları kullanılan yerlerde görürsünüz ki o plastik tahtaların kullanılan kısımları içeri doğru aşınmış, aşınan plastikler çevreye ve muhtemelen gıdaya karışmıştır. Onun yerine ahşap kesme tahtası çok daha güvenlidir.
5) Su ısıtıcı, çay makinesi gibi suyun kaynar olarak bulunduğu cihazlarda plastik kullanımı, plastiğin çözünme riskini de çok arttırdığı için önerilmez, onun yerine çelik olanları güvenle tercih edebilirsiniz.
Tarlada güneşle olgunlaşan başaklar, soframıza gelene kadar uzun ve görünmeyen bir süreçten geçiyor. Doğallıkla başlayan bu yolculuk, endüstriyel işlemlerle bambaşka bir hâl alıyor.
Un paketlerinin içindekiler kısmında neden neredeyse hiç katkı maddesi yok? Çünkü üretimde kullanılan her kimyasalın etikette yer alması gerekmiyor.
Eskiden un, aylarca dinlendirilerek olgunlaştırılırdı. Bugün ise süreci hızlandırmak için yükseltgen maddeler ekleniyor. Amaç, unu hızla beyazlatmak, hamura yapay hacim kazandırmak ve işlenmesini kolaylaştırmak.
Türkiye’de çoğunlukla askorbik asit kullanılıyor. Ancak potasyum bromat gibi daha riskli maddeler hâlâ tartışılıyor. Bunun yanında hamurun hızlı mayalanması ve geç bayatlaması için endüstriyel enzimler ekleniyor. Bu enzimler, suyla temas ettiğinde aktifleşiyor.
Peki neden bunları etikette görmüyoruz? Çünkü yönetmelikler, üretimde kullanılıp nihai üründe kalmadığı varsayılan maddelerin yazılmasını zorunlu tutmuyor.
Sizce endüstriyel un, hâlâ temel bir besin mi? Yoksa dikkatle sorgulanması gereken bir ürün mü?
Aldığınız zeytinyağının tağşişe yani gıdada sahteliğe uğrayıp uğramadığını nasıl anlarsınız? Önce tağşiş nedir onu tanımlayalım. En yaygın tağşiş biçimi 1 birim zeytinyağına 8-10 birim pamuk/kanola/ayçiçek gibi ucuz bir yağ karıştırmak ve bunu zeytinyağı olarak satmaktır. Bu tip bir tağşişi eğer gıda haberlerini takip ediyorsanız, her sene onlarca belki yüzlerce firmayı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, zeytinyağı yerine tohum yağı açıklaması ile görebilirsiniz. Bu sahte zeytinyağı satan firmaları, etiketinden, markasından, paketinden ayırmanız mümkün değil maalesef. Pratik şekilde sahte yağı nasıl ayırt edebileceğinizi söyle anlatabiliriz:
Dikkatli bir damak, tağşişten kaynaklı tat farkını anlayabilir. Saf bir zeytinyağı, eğer doğru üretilmişse bolca polifenol içerir ve bu polifenoller, zeytinyağına TAKLİT EDİLEMEYEN bir özellik katar. Ufak bir çay bardağına bir miktar zeytinyağını koyup, bir yudum içip, ardından (yağı dişlerinizin arasından hava ile birlikte içeri çekip boğazınıza doğru püskürterek) derin derin nefes aldığınızda, bu polifenoller havayla birleşir ve sizde bir geniz yanmasına sebebiyet verir ve öksürtür. İşte bu öksürtme, zeytinyağının saf olduğunu, tadarak en iyi anlama yöntemidir. Tabi ki bir laboratuvar testi gibi %100 sonuç vermez, ama deneyimle sabittir, çoğu zaman zeytinyağının gerçek bir zeytinyağı olduğunu anlamak için en kolay yöntemdir.
Unutmadan, rafine edilmiş riviera tipi zeytinyağı, farklı bir kategoridir, rafinasyon işlemi ciddi bir fabrikasyon ve kimyasal süreçtir, bu tip bir yağa sızma zeytinyağı denmez, bahsettiğimiz geniz yakma, öksürtme bu yağlarda olmaz. Açıkçası, çok daha düşük bir yağ kalitesinde olduğu için, sızma zeytinyağları ile kıyaslanması da doğru olmaz.
Zeytinyağı çok kıymetli bir üründür, tükettiğiniz bir yağın tağşişli yani sahte çıkması, hem sağlığımız için büyük bir tehdit oluştururken hem de zeytinyağı almak için harcadığımız mutfak bütçemizin sahte bir ürünle heba olması demektir. Zeytinyağı tercihinizi yaparken,
Trigliserit, kanda bulunan bir yağ türüdür, artık neredeyse tüm uzmanların hemfikir olduğu kanda yüksek trigliserit sağlığımız için son derece risklidir. Uygulaması nispeten kolay ve trigliseriti düşürmeye yardımcı 11 yolu sizin için derledik.
1-Fazla kilolarınızdan kurtulun.
2-Şeker tüketimininizi azaltın.
3-Karbonhidrat alımınızı kontrol altına alın, bir hayli azaltın.
4-Lifli besin tüketiminizi artırın.
5-Düzenli yürüyüş ve egzersizi hayatınıza ekleyin. (Günde 4000 adım anlamlı fark yaratır.)
6-Trans yağlardan uzak durun. (Fast food, ultra işlenmiş hatta işlenmiş gıdalardan uzak durun.)
7-Haftada en az iki kez yağlı balık tüketin. (Omega-3)
8-Zeytinyağı gibi doymamış yağları tercih edin. (Tüm bedenimize sayısız faydası var.)
9-Düzenli beslenme alışkanlığı edinin. (Rutininiz olsun.)
10-Alkol tüketimini sınırlayın.
11-Kuruyemiş tüketin ama ölçüyü kaçırmayın.
Bu basit ve küçük 11 adımı uygulayın, sonucu büyük bir değişimin tetikleyicisi olacaktır. Bunlar sizce uygulanabilir mi?
Eski Tadında ekibi olarak uzun süredir gıdalar ve mutfak alışkanlıkları üzerine araştırmalar yapıyoruz. Metinlerimizi oluştururken tek bir kaynağa bağlı kalmadan, güncel bilimsel yayınları tarıyor, referansları karşılaştırıyor ve mevcut literatürü mümkün olduğunca derinlikli şekilde inceleyerek sizlere sunmaya çalışıyoruz. Bu yazımızda da sıkça sorulan bir konuyu ele almak istedik: Kahve tüketmek sağlıklı bir eylem mi?
Ülkemizde, 20 yıl önceye döndüğümüzde kahve tüketimi ağırlıklı olarak Türk kahvesi ve hazır (instant/suya at karıştır kahve) kahvelerden yana iken, artık çekirdekten öğütülmüş, demleme usulu (sıcak filtre, soğuk damıtma, espresso vb. yöntemlerle) ve “gerçek” diyebileceğimiz kahve tüketimine yöneldik. Sabahları güne başlarken, gün içinde ya da sohbet eşlikçisi olarak çoğumuzun vazgeçilmezi artık kahve. Bu kadar yaygın tüketilen bir içeceğin sağlığımız üzerindeki etkileri de doğal olarak merak konusu oluyor ve bizim araştırma motivasyonumuzun da kaynağı oluyor.
Şunu netleştirelim: Bu yazıda sözünü ettiğimiz kahve; sade Türk kahvesi, filtre kahve ve espresso gibi katkısız kahve türleridir. İçerisinde şeker, şurup, aroma verici veya hazır karışımlar ile instant kahveler bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
Kahvenin en kabul edilen pozitif etkilerinden biri, antioksidan içeriği. Kahve çok sayıda biyoaktif bileşen içerir. Yapılan çalışmalarda, düzenli kahve tüketiminin vücutta oksidatif stresi azaltmaya katkı sağlayabileceği gösterilmiştir. Oksidatif stresi şöyle tanımlayalım, vücudun oksitlenmesine sebebiyet veren, yıpratıcı bir süreç. Vücudumuzdaki bu stresi azaltmaya yardımcı olmanın sağlık üzerine oldukça fazla olumlu etkisi vardır. (Kaynak 1)
***Devamı yorumlarda.***
C vitaminiyle ilgili bilmemiz gerekenler:
Mevsim değişiklikleriyle birlikte gelen soğuk algınlıkları ve halsizliklere karşı, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve enerji toplamak için C vitamini kullanılıyor. Özellikle yoğun bir iş hayatı olanlar böyle zamanlarda dinleme fırsatına sahip olamadıklarından her eczanede bulunabilecek C vitamini haplarına başvuruyorlar. Ya da pazarlara, marketlere çıkılıyor; evlere kilolarca portakal ve mandalina alınıyor. Çünkü biliyoruz ki, C vitamini bizi hastalıklardan koruyacak, iyileşmemizi sağlayacak ve enerji verecek.
Peki C vitamini nedir?
C vitamini, diğer adıyla askorbik asit, birçok memeli hayvanın kendi vücudunda üretebildiği maddelerden biri. Ancak maymun, sıçan, domuz ve yarasa gibi bazı canlılar C vitaminini kendileri üretemiyorlar. İnsanlar da C vitaminini kendisi üretemeyen canlılar arasında. Ancak, insan vücudunun birçok önemli kimyasal tepkimeyi gerçekleştirebilmesi için C vitamini gerekli. Ayrıca, C vitamini suda erime özelliğine sahip olduğundan vücutta depolanamıyor. Yani bir şekilde sürekli alınması gerekiyor.
Vücudumuza düzenli olarak C vitamini aldığımızda ne tür faydalar elde ediyoruz?
C vitaminin sağlığımıza faydalarının en başında dayanıklı bir bağışıklık sistemi oluşturması geliyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi bizi enfeksiyonlardan ve bakterilerden koruduğu gibi, vücut direncini arttırıyor. Kalp krizi, kanser gibi ölümcül hastalıklara karşı sağlam bir duvar olan C vitamini aynı zamanda, kan damarlarını güçlendiriyor, kanın pıhtılaşmasını önlüyor. Kolesterolü dengeleyen C vitamini, inme ve felç riskini azaltıyor, yara ve yanıkların hızlı iyileşmesini sağlıyor. Katarakt oluşumunu geciktiriyor ve anemi tedavisinde yardımcı oluyor.
Sadece soğuk algınlığına dirençli olmak ve enerji kazanmak için değil, tam anlamıyla sağlıklı bir bedene sahip olmak için C vitamini ihmal etmemeniz dileğiyle...
.
.
.
.
.
.
#cvitamini #sağlık #vitamin
Gripten daha hızlı kurtulmak için doğru beslenme çok önemli. Grip tedavisinde, doktorun önerdiği ilaçları kullanırken sağlıklı ve dengeli beslenmek iyileşme sürecini hızlandırır. Hastalık döneminde protein, lif, vitamin ve mineral açısından zengin besinleri tüketmek, şeker ve şekerli gıdalardan uzak durmak oldukça önemlidir. Ayrıca, günlük su tüketimini 2,5-3 litre seviyesinde tutmak bağışıklık sisteminin desteklenmesine yardımcı olur.
Sağlıkla kalın.
#eskitadında #influenza #grip
Eski Tadında olarak, doğaya saygılı, sürdürülebilir ve sağlıklı tarım uygulamalarıyla üretilen ürünleri özenle seçerek sofralarınıza getiriyoruz. Toprağın doğal yapısını koruyan, mevsiminde ve en saf haliyle doğal dengeyi bozmadan üretilen ürünleri tercih ediyoruz. Geleneksel yöntemleri modern bilgiyle birleştiren üreticilerle iş birliği yaparak sofralarınıza güvenilir lezzetler sunuyoruz.
• Doğal Gübreler ve Toprak Sağlığı Kimyasal gübre yerine organik gübreler kullanan üreticileri destekleyerek, toprağın sağlığını koruyan, besin değeri yüksek ürünleri tercih ediyoruz.
• Biyolojik Çeşitlilik Bitki rotasyonu ve çeşitliliği sayesinde toprağı doğal yollarla zenginleştiren tarımsal ekosistemi destekleyen üreticilerin ürünlerini seçiyoruz.
• Doğal Yöntemlerle Bitki Koruma Pestisit kullanılmadan, bitkilere zarar verebilecek böcekler ve hastalık yapıcı mikroorganizmalar ile mücadelede doğa dostu, biyolojik çözümler tercih eden üreticilerle çalışıyoruz. Faydalı böcekler, bitkisel yağlar ve doğal yöntemlerle korunan ürünleri sunuyoruz.
• Su Tasarrufu Damla sulama ve yağmur suyu toplama sistemleri gibi çevre dostu yöntemleri benimseyen üreticilerin ürünlerini tercih ederek suyun verimli kullanımını destekliyoruz.
• Sertifikalı Organik Ürünler Ürünlerimiz organik sertifikalıdır ve yerel üreticilerle iş birliği yaparak mevsiminde taze, doğal ve güvenilir gıdalar sunuyoruz.
Doğanın sunduğu dengeyi bozmadan, en saf haliyle sofralarınıza ulaşan lezzetleri sizlere ulaştırıyoruz.
Bizi tercih ederek doğaya katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederiz. Sağlıkla kalın.
#organiktarım #eskitadında #organikürünler
Doğru besinleri tüketmek kadar, onları içindeki besleyici öğeleri kaybetmeden doğru şekilde pişirip hazırlamak da çok önemli. Hacettepe Üniversitesi tarafından hazırlanan Türkiye’ye Özgü Besin ve Beslenme Rehberi’ndeki, besinleri doğru pişirme ve tüketme ilkeleri içinden dikkat çekici bulduklarımızı sizlerle paylaşıyoruz.
Süt ve süt ürünleri
• Süt ve süt ürünlerindeki proteinler ile B vitaminlerinin kayba uğramaması için, pastörize günlük sütler buzdolabında saklanmalı ve 2-3 gün içerisinde tüketilmeli.
• B2 vitamini kaybını engellemek için yoğurdun suyu süzülmemeli, ekmek mayalandırma, kek veya çorba yapımında kullanılmalı.
• Süt proteininin vücuttaki kullanılabilirliğini azaltmaması için, tatlı pişirirken süte şeker ilavesi yapılacaksa, ocaktan alındıktan sonra yapılmalı.
Kurubaklagil ve kabuklu yemişler
• Kırmızı ve sarı mercimekler harici kuru baklagiller, sindiriminin kolaylaştırılması için oda ısısındaki suda 8-24 saat ıslatılmalı.
• B vitamini ve minerallerin kayba uğramaması için kuru baklagillerin pişirme suları kesinlikle dökülmemeli, çorba, hamur işleri gibi tariflere eklenerek değerlendirilmeli.
• Fındık, susam, ceviz, badem ve benzeri yağlı tohumların kavrulmamış ve tuzlanmamış olanları tercih edilmeli.
Devamı yorum kısmında.
.
.
.
#mutfaksırları #eskitadında #sağlıklıbeslenme