Eski Tadında

Eski Tadında Genetiği ile oynanmamış yerli tohumları, kimyasallarla kirletilmemiş topraklarımızda yetiştiriyoruz.

Tatlı isteyince bazen uzun tarifler değil, karıştırıp fırına vereceğimiz pratik bir şey istiyoruz.Bu brownie tam öyle bi...
30/08/2026

Tatlı isteyince bazen uzun tarifler değil, karıştırıp fırına vereceğimiz pratik bir şey istiyoruz.

Bu brownie tam öyle bir tarif. Un yok, rafine şeker yok. Muzun tatlılığı, kakaonun yoğunluğu ve süzme yoğurdun verdiği yumuşaklıkla sade ve çok kolay hazırlanıyor.

Malzemeler

* 150 gram süzme yoğurt
* 4 yumurta
* 4 yemek kaşığı kakao
* 2 olgun muz
* 1 yemek kaşığı kabartma tozu

Yapılışı
Süzme yoğurt ve yumurtaları karıştırma kabına alın. Kakao, muz ve kabartma tozunu ekleyin. Hepsini pürüzsüz olana kadar karıştırın.

Karışımı yağlı kâğıt serili kalıba dökün. Önceden ısıtılmış 180°C fırında 35–40 dakika pişirin. Soğuyunca dilimleyin.

İçi hafif nemli kalabilir; güzel olan da bu.

Yanına sade kahve çok yakışıyor.

Afiyet olsun.

Tarifi kaydedin, deneyince bize yazın.

10/07/2026

Bedeninizi ihtiyaç duyduğu zorluklardan mahrum bırakarak, aslında onun hayatta kalma mekanizmalarını kullanılmadıkça köreltiyorsunuz. Modern yaşamın sürekli konfor sağlayan koşulları, vücudun bazı doğal adaptasyon mekanizmalarının daha az uyarılmasına neden olabilir.

Bedeninize şu 5 yöntemi uygulayarak, körelen sistemlerini yeniden uyandırabilirsiniz:

Metabolik Dalgalanma: Sürekli tokluk, otofaji aktivitesini baskılayabilir, vücudun temizlik sürecini yavaşlatır. Açlık bir eksiklik değil, bedenin içerideki atıkları yakma ve yenilenme operasyonudur.
Açlık, AMPK ve mTOR sinyal yolları üzerinden ULK1 proteinini fosforile ederek hücre içi yenilenme süreci olan otofajiyi başlatır.

Termal Şok: Sabit bir ısıda yaşamak yerine soğukla temas etmek, enerji santralleriniz olan mitokondrileri şoka sokarak enerji kapasitenizi artırır.
Soğuk maruziyeti, PGC-1α aktivasyonu yoluyla mitokondriyal biyogenezi teşvik ederek hücresel enerji metabolizmasını optimize eder.

Dinamik Yük: Ağırlık kaldırmak sadece kas yapmak değildir; iskelet sistemine ve tüm hücrelerinize gelişmeye devam etmesi için güçlü bir komut göndermektir.
Mekanik yük, mTOR sinyal yollarını aktive ederek protein sentezini uyarır ve kas-iskelet sistemi adaptasyonunu tetikler.

Oksijen Kapasitesi: Modern yaşamda düşük fiziksel aktivite, solunum ve dolaşım sistemini yeterince zorlamaz. Düzenli aerobik egzersizler, vücudu daha verimli oksijen kullanmaya teşvik ederek dayanıklılık ve adaptasyon kapasitesini geliştirir.
Düzenli aerobik egzersiz, kardiyorespiratuvar adaptasyonları destekleyerek dokuların oksijen kullanım kapasitesini artırır; bu süreçte HIF (Hipoksi İndüklenebilir Faktör) gibi oksijen duyarlı sinyal yolları da fizyolojik adaptasyona katkı sağlayabilir.

Bilişsel Çeşitlilik: Ezberlenmiş rutinler nöronları paslandırır. Alışılmadık bir bilgiyi öğrenmek veya yeni bir beceri üzerinde çalışmak, beynin yapısını yeniden inşa etmesini sağlar.
Yeni ve zorlayıcı süreçler, BDNF (Brain-Derived Neurotrophic Factor) salgılanmasını artırarak nöroplastisiteyi, yani sinir devlerinin gelişimini ve fonksiyonel kapasitesini destekler.

***Devamı yorumlarda.

İnsan fizyolojisi, her gün meyve tüketmek üzerine tasarlanmadı.Bu yaklaşım ilk bakışta sarsıcı veya ezber bozan gelebili...
26/06/2026

İnsan fizyolojisi, her gün meyve tüketmek üzerine tasarlanmadı.

Bu yaklaşım ilk bakışta sarsıcı veya ezber bozan gelebilir, ancak biyolojik gerçekler oldukça net.

Buradaki temel mesele, modern dünyada her gün yüksek miktarda fruktoza maruz kalmanın metabolizmamız üzerinde yarattığı ciddi etkilerdir.

İşin arkasındaki süreci, en sade ve doğrudan haliyle, üç adımda masaya yatıralım:

1. Eklem Ağrıları, Damar Hasarı ve Kronik İnflamasyon:
Vücudumuzda anlamsız bir katılık, eklem sızıları ve kronik bir yorgunluk hissediyorsak, sebebi fruktozun karaciğerdeki yolculuğu olabilir.

Çünkü fruktoz, vücutta neredeyse sadece karaciğer tarafından, tıpkı alkol gibi metabolize edilir. Bu işlemin yan ürünü ise ürik asittir. İşte o kontrolsüz yükselen ürik asit; eklem ağrılarından damar hasarına, kronik enflamasyondan gut hastalığına kadar pek çok sorunu tetikler.

2. Erken Yaşlanma ve Cildin Esnekliğini Kaybetmesi:
Aynaya baktığımızda cildimizin beklenenden daha hızlı yaşlandığını, sarktığını veya kırıştığını görüyorsak, hücrelerimizi fruktozla “karamelize” ediyor olabiliriz.

Biyolojide buna Glikasyon denir. Fruktoz, vücuttaki kolajen ve elastin gibi yapısal proteinlere bağlanarak “gelişmiş glikasyon son ürünleri” (AGEs) oluşturur. Bu süreç de doğrudan cildin esnekliğini kaybetmesine ve erken yaşlanmasına yol açar.

3. Karaciğer Yağlanması, Göbek Bölgesi Yağlanması ve İnsülin Direnci:
Kilo kontrolünün zorlaşması ve özellikle iç organların çevresinde toplanan o inatçı yağlar, karaciğere binen ani fruktoz yükünün doğrudan bir sonucudur.

Karaciğer bu yükü aldığında, “de novo lipogenez” dediğimiz mekanizmayı, yani sıfırdan yağ üretimini başlatır. Sonuç; iç organ yağlanması, karaciğer yağlanması ve kaçınılmaz olarak insülin direncidir.

*****Devamı yorumlarda.

Aynı ekmek, vücudunuzda iki bambaşka kan şekeri tepkisi yaratabilir. Nasıl mı?Çoğu kişi ekmeği çok seviyor ama “kan şeke...
18/06/2026

Aynı ekmek, vücudunuzda iki bambaşka kan şekeri tepkisi yaratabilir.

Nasıl mı?

Çoğu kişi ekmeği çok seviyor ama “kan şekerini yükseltir, kilo aldırır” korkusuyla ona mesafeli yaklaşıyor.

Fırından yeni çıkmış, sıcacık ve taze bir ekmek vücutta hızla şekere dönüşür ve ani insülin dalgalanmalarına yol açar.

Ancak ekmeği tamamen tüketmemek yerine, ekmeğe evde küçük bir işlem uygulayarak durumu değiştirebilirsiniz.

Bilimsel olarak kanıtlanmış bu yöntemin sırrı: Ekmeği dondurmak.

İşin Biyokimyası: Ekmeği Dondurunca Ne Oluyor?

Ekmeği dondurduğunuzda (ve ardından tekrar ısıttığınızda), içindeki nişasta molekülleri fiziksel bir değişime uğrar.

Bilimde buna retrogradasyon deniyor.

Basitçe anlatmak gerekirse:

Normalde vücudumuzun çok hızlı sindirdiği nişasta zincirleri, soğuğun etkisiyle birbirine sıkıca kenetlenir ve kristalleşir.

Bu yeni yapıya dirençli nişasta denir. Enzimlerimiz bu sertleşmiş yapıyı kolay kolay parçalayamaz.

Sonuç olarak o ekmek dilimi, basit bir karbonhidrat gibi davranmayı bırakıp tıpkı bir lif gibi hareket etmeye başlar.

Kan şekerini aniden zıplatmak yerine yavaşça sindirilir ve doğrudan kalın bağırsağa giderek oradaki yararlı bakterilerinizi besler.

Ne Yapmalısınız? (3 Adımda Pratik Uygulama)

Bilimi mutfağınıza taşımak ve ekmeğin glisemik endeksini düşürmek için şu adımları net olarak uygulayın:

1. Alın ve Dilimleyin: Ekmeğinizi taze olarak alın ve kuruyup bayatlamasını beklemeden hemen dilimleyin.

2. Dondurun: Dilimleri bir poşete koyup dondurucuya atın. En az bir gece dondurucuda kalmasını sağlayın (Nişastanın yapısının değişmesi için bu süre şart).

3. Kızartın veya Isıtın: Yiyeceğiniz zaman dilimleri doğrudan dondurucudan çıkarıp tost makinesinde veya ekmek kızartma makinesinde kızartın.

Önemli Not: Ekmeği dondurucudan çıkarıp tekrar ısıtmak, oluşan o “dirençli” yapıyı bozmaz, aksine yapılan araştırmalar dondurma + kızartma kombinasyonunun kan şekeri dalgalanmasını taze ekmeğe kıyasla %30 ila %40 oranında azalttığını gösteriyor.

***Devamı yorumlarda.

12/06/2026

Yaşlandıkça kimseye muhtaç olmadan, sağlıklı ve dinç yaşamanın en önemli şartı bacaklarımızın ne kadar güçlü olduğudur.

Çoğu zaman kas gücünü sadece gençlerin ya da sporcuların bir hedefi olarak görürüz.

Oysa bilimsel araştırmalar şunu çok net gösteriyor:
Bacak kas gücü, uzun ömürlülük ve yaşam kalitesi konusundaki en büyük göstergelerden biri.

Gelin, bacaklarımızın neden vücudumuzun en büyük motoru ve gizli metabolik organı olduğuna bilimsel olarak bakalım...

1. Sadece Bir Kas Değil, Dev Bir “Metabolik Organ”

Bacak kaslarınız, vücudun en büyük kas grubudur.

Bu kaslar ne kadar aktif ve güçlü olursa, kan şekerini kontrol etmek o kadar kolaylaşıyor.
Kalbi korumak o kadar kolaylaşıyor.
Dolaşımı düzenlemek o kadar kolaylaşıyor.

Bacakların çalışması vücuttaki kronik iltihabı azaltıyor ve beyni çok daha aktif tutuyor.

Bilimsel Kaynak: J Intern Med. Doi: 10.1111/joim.12860 (Bacak Gücü ve Ömür İlişkisi)
Bilimsel Kaynak: MDPI Metabolites. Doi: 10.3390/metabolites15040037 (Kas Dokusunun Metabolik Organ İşlevi)

2. Yaşlılıkta Bağımsızlığın ve Güvenliğin Sigortası

Yaşlandıkça kas kütlesinin azalması kaçınılmaz gibi görünse de, güçlü bacaklar bu süreci tamamen tersine çeviriyor.

Sandalyeden rahatça kalkmak, merdiven çıkmak, dengede durabilmek...
Ve en önemlisi, ölümcül olabilen düşme risklerini en aza indirmek tamamen güçlü bacak kaslarına bağlı.

Güçlü bacaklar, aslında kimseye muhtaç olmadan yaşamanın anahtarı.

Bilimsel Kaynak: Gerontology. Doi: 10.1159/000441029 (Bacak Kas Gücü ve Beyin Yaşlanması)
Bilimsel Kaynak: Clin Interv Aging. Doi: 10.2147/CIA.S450125 (Sarkopeni ve Yaşlılıkta Mortalite Riski)

Hareketsizlik Tuzağı

“Yaşlandım, artık oturup dinlenmeliyim” düşüncesi en büyük yanılgı.

Bacak kasları kullanılmadıkça çok hızlı eriyor.

Bu erime sadece hareketlerinizi kısıtlamıyor; kronik hastalıklara davetiye çıkarıyor ve yaşam süresini doğrudan kısaltıyor.

Yaşlanmayı pasif bir şekilde kabullenmek yerine, vücudun biyolojik yapısını doğru beslemek ve çalıştırmak

04/06/2026

Mutfağımıza giren bazı şeyler, çocukların doğrudan davranışlarını, dikkatlerini ve sakinliklerini de şekillendiriyor olabilir.

Tıp dünyasının en prestijli dergilerinden biri olan The Lancet’te yayımlanan çok çarpıcı bir araştırma, bu konuda çığır açan veriler sunuyor.

Çalışmada, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı almış bir grup çocuğun beslenme düzeni kökten değiştiriliyor. Çocukların diyetinden işlenmiş gıdalar, yapay katkı maddeleri ve renklendiriciler tamamen çıkarılıyor; yani kısıtlı bir eliminasyon diyeti uygulanıyor.

Sonuçlar gerçekten çok düşündürücü.

Herhangi bir tıbbi ilaca başvurulmadığı halde, bu temiz beslenme modeli sayesinde çocukların hiperaktivite seviyelerinde, fevri davranışlarında ve odaklanma sürelerinde çok net, gözle görülür iyileşmeler kaydediliyor.

Araştırmanın en can alıcı bulgusu ise şu: Modern beslenme düzenindeki yapay bileşenlere karşı hassasiyeti olan ciddi bir çocuk grubu var. Ve bu çocuklar için paketli gıdalar sadece zararlı birer atıştırmalık değil; davranışsal problemleri doğrudan başlatan, tetiği çeken asıl unsur haline gelebiliyor.

Tabii ki burada gerçekçi olmak gerek; beslenmedeki bu radikal değişiklikler mevcut tıbbi bakımı ya da uzman doktor tedavisini tek başına rafa kaldırmaz.

Ancak bilim bize şunu çok net gösteriyor: Çocuğun bünyesine göre planlanmış temiz bir beslenme modeli, tedavi süreçlerini muazzam derecede destekleyen, göz ardı edilmemesi gereken bir güç.

Çalışmanın detaylarını merak edenler, tıp literatüründen makaleyi doğrudan incelemek için 10.1016/S0140-6736(10)62227-1 DOI numarasını kullanabilirler. Bilimsel zeminini incelemek isteyen her anne babanın ve uzmanın göz atmasını öneririz.

Peki siz bu konuda ne gözlemliyorsunuz? Evde paketli gıdaları, hazır atıştırmalıkları azalttığınızda çocuklarınızın sakinliğinde veya odaklanma becerisinde bir farklılık hissettiniz mi?

20/05/2026

Pek çok insan “mikrodalgaya uygun” (microwave-safe) ibaresinin, plastiğin yiyecekleri ısıtmak için güvenli olduğu anlamına geldiğini düşünür. Ancak durum pek de öyle değil.
Bu ibare genellikle sadece kabın erimeyeceğini gösterir.
Isıtıldığında kimyasal olarak etkisiz kalacağını garanti etmez.

Sorun Kimyasal Bileşiklerde

Plastikler, esneklik ve dayanıklılık sağlamak için BPA ve fitalatlar gibi maddeler içerebilir.
Bu bileşikler plastiğe kalıcı olarak bağlı değildir ve özellikle ısı etkisiyle yiyeceklere geçebilir.

Bu durum şu anlarda gerçekleşebilir:

Plastik kaplarda yemek ısıttığınızda.
Paket servis kaplarını tekrar mikrodalgaya attığınızda.
Plastik şişeleri araba içi gibi sıcak ortamlarda bıraktığınızda.

Plastik dışarıdan sağlam görünebilir ancak kimyasallar çoktan yiyeceğe veya içeceğe sızmıştır.

Büyük Etki Yaratan Küçük Değişiklikler

Cam veya seramik kapları tercih edin.
Yiyecekleri plastik kaplarda ısıtmaktan kaçının.
Plastik şişeleri (güneşli yaz günlerinde arabada) sıcağa maruz bırakmayın.

Bu günlük maruziyeti azaltmak basittir ve uzun vadede önemli sağlık faydaları sağlayabilir.

Siz hiç güvenli olduğunu düşünerek plastikte yemek ısıttınız mı?
Yorumlarda paylaşın, deneyiminiz başkalarına yardımcı olabilir.

***** Kaynakça yorumlarda.

11/03/2026

Omega-3 yağ asidi alımımızın düşük olması bazı araştırmalarda şu etkileri gösterir:

1) Konsantrasyon zorluğu
2) Duygusal istikrarsızlık
3) Bilişsel (analitik düşünme dahil yeteneği) yorgunluk
4) Zihinsel sis

Fast food, aşırı işlenmiş gıda tüketimi, rafinasyona maruz kalmış yağlar ile beslendiğimizde Omega-3 alımı genellikle düşük kalır ve Omega-3/Omega-6 dengesi Omega-3 aleyhine değişebilir. Günlük beslenmemizde rutimizde eğer bu tip gıdalar, özellikle rafine yağlardan zengin besleniyorsak, yeterli Omega-3 alamıyor oluyoruz.

En iyi Omega-3 kaynakları arasında hamsi ve sardalya gibi balıkları sayabiliriz. Bitkisel omega-3 kaynakları olarak da keten tohumu veya Chia tohumu bitkisel Omega-3 açısından oldukça zengindir.

Kaynaklar
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S002222752039619X
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11127996/
https://www.heart.org/en/healthy-living/healthy-eating/eat-smart/fats/fish-and-omega-3-fatty-acids
https://jamanetwork.com/journals/jamaneurology/fullarticle/2799140
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4404917/

03/03/2026

1) Kabak çekirdeği, magnezyumdan zengin bir besindir. USDA (ABD Tarım Bakanlığı) verilerine göre 100 gr kabak çekirdeği yaklaşık 560 mg magnezyum 30 gr protein içerir. Ispanakta ise magnezyum 100 gramda yaklaşık 79 mg’dır. Magnezyum, vücudumuzda kas ve sinir fonksiyonları gibi birçok süreçte rol oynar.

2) Aynı gramajda susam, sütten 8 kat fazla kalsiyum içerir. Susamın 100 gramında yaklaşık 975 mg kalsiyum vardır. Sütün 100 gramında ise yaklaşık 120 mg’dır kalsiyum miktarı. Bu açından susam çok daha fazla kalsiyum içerir ancak şunu unutmamak gerekir, 100 gr süt içmek 100 gr susam tüketmekten daha kolay ve rutine daha uygundur. Susamın kalsiyum içeriğine ek olarak, protein ve demir içeriği de eklendiğinde, önemli bir besin kaynağı olarak diyetlerimizde yer vermemiz hem kemik sağlığınız için hem de genel beden sağlığımız için iyi bir alışkanlık olacaktır.

3) Chia tohumu, bitkisel omega-3 açısından çok zengindir, 100 gramında yaklaşık 18 gr bitkisel omega-3 bulunur. Hamsi, sardalya gibi deniz kaynaklı hayvansal omega-3 kaynakları ile birlikte çok iyi bir denge sağlar. Bitkisel omega-3 kaynakları, hayvansal omega-3 kaynakları (EPA/DHA) gibi doğrudan vücut tarafından kullanılmaz, vücudumuz tarafından EPA/DHA’y dönüştürülür.

Kaynaklar

https://tools.myfooddata.com/nutrition-facts/170554/wt1

https://tools.myfooddata.com/nutrition-comparison/170150/100g

https://www.urmc.rochester.edu/encyclopedia/content?contentid=12023-2&contenttypeid=76

https://www.uhhospitals.org/health-information/health-and-wellness-library/article/nutritionfacts-v1/seeds-pumpkin-and-squash-seed-kernels-roasted-with-salt-added-1-oz

19/02/2026

Düzenli ev temizliği yapan kişilerde,
20 yıl boyunca her gün 1 paket sigara içmiş kişilerde görülen hızda
akciğer kapasitesi kaybı oluşabilir.

Svanes ve arkadaşlarının, American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine’da yayımlanan 6000’den fazla katılımcıyı kapsayan araştırmasına göre;

Evde düzenli temizlik yapan veya profesyonel temizlik sektöründe çalışan kişilerin akciğer fonksiyonlarını gösteren FEV1 ve FVC değerlerinde, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içen kişilerdekine benzer oranda azalma tespit edildi.

Araştırmada bu durumun; temizlik sırasında kimyasal ürünlerin sürekli solunmasına bağlı olabileceği belirtiliyor. Kadınların erkeklere kıyasla daha fazla etkilendiği de vurgulanıyor.

Bu sonuçlar, temizlik ürünlerinin sigara kadar zararlı olduğu anlamına gelmez. Ancak kimyasal temizlik maddelerine uzun süreli maruziyetin ciddi akciğer sorunlarına yol açabileceğini göz ardı etmemek gerekir.

Ne yapabiliriz?
• Günlük temizlikte mümkün olduğunca su kullanmak
• Ara sıra beyaz sirke gibi doğal ürünlerden faydalanmak
• Yoğun kokulu ürünlerden kaçınmak
• Temizlik sırasında ortamı iyi havalandırmak

Sağlık için yaptığımız temizlik, sağlığımızdan götürmemeli.

Kaynak:
Svanes et al. (2018). Cleaning at Home and at Work in Relation to Lung Function Decline and Airway Obstruction. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine.

13/02/2026

Canınızın çektiği yiyeceğin, aslında vücudunuzun gerçekte neye ihtiyacı olduğunun bir işareti olabileceğini biliyor musunuz?

Aşırı derecede yüksek çikolata yeme isteği her zaman, çikolata yeme arzusu olmayabilir, hatta çoğu zaman vücudun bir besin maddesine duyduğu ihtiyacın belirtisi olabilir.

⚪️ Canınınız ekmek ya da makarna mı çekiyor?
Yumurta yiyin. Vücudunuzun krom ve triptofan ihtiyacı olabilir, yumurtadaki bu bileşenler insülini düzenlemeye, ruh halinizi dengelemeye yardımcı olur, basit karbonhidrata olan isteğinizi azaltır.

⚪️ Kızarmış patates, kızarmış farklı ürünler mi yemek istiyorsunuz?
Avokado yiyin. Sağlıklı yağ ihtiyacınız olabilir, avokadodaki sağlıklı yağlar, tokluk hissinizi arttırır, hormonlarınızı düzenlemeye ve iştahı azaltmaya yardımcı olur.

⚪️ Canınız tuzlu cips mi istiyor?
Ceviz yiyin. Vücudunuzun çinko veya belki de klorür ihtiyacı olabilir, ceviz ve kabak çekirdeği hem çinko içerir hem sağlıklı yağlardan zengindir, cips isteğinizin azalmasına faydası olabilir.

⚪️ Canınız çikolata mı çekiyor?
Muz yiyin. Magnezyum ihtiyacınız artmış olabilir, muz yiyerek hem magnezyum ihtiyacınızın bir kısmını karşılayabilirsiniz, hem de şeker arzunuzu meyveden sağlamış olursunuz. Yine de çikolata yemek isterseniz, “bean to bar” tipi, yağ içeriğini Palm vb. yağlardan değil de kakaodan alan, katkı maddesi, aroma verici vb. içermeyen, bir kaç temel bileşenden oluşan çikolata yiyebilirsiniz. Kakao, şeker ve kakao yağı ihtiva eden çikolatalar makul miktarda tüketildiklerinde yararlı birer besin olarak kabul edilebilecek içeriklere sahiptir.

⚪️ Fast food yeme isteğiniz çok mu yükseldi?
Et yiyin. Protein ihtiyacınız artmış olabilir, tavuk veya kırmızı et ile, protein ihtiyacınızı karşılayabilir, fast food yeme isteğinizi düşürebilirsiniz.

⚪️ Canınız gazlı içecek, cola mı çekiyor?
Soda için. Kalsiyum ve magnezyum ihtiyacınız artmış olabilir, limonu sıkıp maden suyu ile karıştırın, çok iyi bir mineral kaynağıdır.

04/02/2026

Protein kaynağı olan bitkisel ürünler, hem proteinden zenginken, aynı zamanda çok çeşitli besin değerlerine de sahip. Örneğin mercimek, çok iyi bir lif kaynağı, badem ve ceviz sağlıklı yağlardan zengin, beyin gelişimi için önemli bileşenler içerir.

Protein, hem çocuk gelişiminin her yönü için önemli, hem de yetişkinler için kas kazanımı ve kas kütlesinin saklı kalması için önemli. Bitkisel protein kaynaklarını yakından tanımak, öğünlerimizde düzenli tüketmek, çok iyi bir beslenme alışkanlığı olacaktır.

Bitkisel protein kaynaklarının özelliklerine bakalım:

Kuru Fasulye: 100gr’da 21gr protein içerir. Ayrıca yüksek lif içeriği sayesinde bağırsak sağlığını destekler.

Kabak Çekirdeği: 100gr’da 25gr protein içerir. Ayrıca çinko açısından çok zengindir; bağışıklık sistemi ve hormon dengesi için önemlidir.

Badem: 100gr’da 21gr protein içerir. Ayrıca sağlıklı yağlar açısından zengindir; özellikle kalp sağlığını destekler ve uzun süre tokluk sağlar.

Börülce: 100gr’da 23gr protein içerir. Ayrıca potasyum ve magnezyum açısından zengindir.

Ceviz: 100gr’da 15gr protein içerir. Ayrıca omega-3 yağ asitleri açısından zengindir; kalp ve beyin sağlığını destekler.

Nohut: 100gr’da 19gr protein içerir. Ayrıca yüksek lif içerdiği için uzun süre tokluk sağlar ve kan şekerini dengeler

Yeşil Mercimek: 100gr’da 25gr protein içerir. Ayrıca demir ve folat açısından zengin olduğu için kan yapımını destekler.

Kırmızı Mercimek: 100gr’da 25gr protein içerir. Ayrıca yüksek lif içeriği sayesinde kan şekerini dengeler ve uzun süre tokluk sağlar.

Not: İçeriğinde bolca sağlıklı yağ da içeren, kabak çekirdeği, badem, ceviz gibi ürünlerin, yağ kısmı ayrıldığında, geriye ürünün toz/un hali kalır. Örneğin kabak çekirdeğinin bu şekilde yağı alınmış toz halinin 100gr’ında 70gr protein bulunur. Bu açıdan, proteinden çok zengin beslenmede, sağlıklı birer alternatif olarak kullanılabilir.

Güzel bir hafta dileriz.

02/02/2026

Mutfağınızda bu 5 değişikliği yaparak, rutin kullanımınızı güvenli hale getirebilirsiniz.

1) Alüminyum folyoların, gıdayla temas ettiklerine gıdaya geçtikleri çalışmalarda gösterilmiştir, Alzheimer, Parkinson, MS gibi beyin ve sinir sistemi hastalıklarına sebebiyet verebilir, onun yerine pişirme(fırın) kağıdı kullanmak çok daha güvenli bir tercih olur.

2) Plastik saklama kapları, piyasada gıdaya uygun olmayanları dahi bulunan bu saklama kaplarının, gıdaya uygun dahi olsa sıcak ürünler, asitli ürünler ile temas etmemesi gerekir. Bunu düzenli olarak sağlamak zor olacağı için cam gibi son derece güvenli bir saklama kabına geçmek çok daha iyi bir tercih olur.

3) Teflon kaplama, alüminyum tencere/tava üzerine yapılan bir kaplama şekli. Hem materyalin kendisi, hem de çok kolay çizildiği için alüminyumla gıdanın pişme esnasında birliktelik riski taşıması sebebiyle, bu ürünü demir döküm veya çelik tencere/tava ile değiştirebilirsiniz. Not: Çeliği normalden biraz daha fazla ısıtıp sonra kullandığınızda, yapışmaz tavaya çok yakın bir yapışmazlık olacağını görebilirsiniz.

4) Plastik kesme tahtası kullandığınızda, her kesimde mikro plastikler tahtadan ayrılır ve gıdanızla birlikte tüketme riskini oldukça artar. Plastik kesme tahtaları kullanılan yerlerde görürsünüz ki o plastik tahtaların kullanılan kısımları içeri doğru aşınmış, aşınan plastikler çevreye ve muhtemelen gıdaya karışmıştır. Onun yerine ahşap kesme tahtası çok daha güvenlidir.

5) Su ısıtıcı, çay makinesi gibi suyun kaynar olarak bulunduğu cihazlarda plastik kullanımı, plastiğin çözünme riskini de çok arttırdığı için önerilmez, onun yerine çelik olanları güvenle tercih edebilirsiniz.

28/01/2026

Tarlada güneşle olgunlaşan başaklar, soframıza gelene kadar uzun ve görünmeyen bir süreçten geçiyor. Doğallıkla başlayan bu yolculuk, endüstriyel işlemlerle bambaşka bir hâl alıyor.

Un paketlerinin içindekiler kısmında neden neredeyse hiç katkı maddesi yok? Çünkü üretimde kullanılan her kimyasalın etikette yer alması gerekmiyor.

Eskiden un, aylarca dinlendirilerek olgunlaştırılırdı. Bugün ise süreci hızlandırmak için yükseltgen maddeler ekleniyor. Amaç, unu hızla beyazlatmak, hamura yapay hacim kazandırmak ve işlenmesini kolaylaştırmak.

Türkiye’de çoğunlukla askorbik asit kullanılıyor. Ancak potasyum bromat gibi daha riskli maddeler hâlâ tartışılıyor. Bunun yanında hamurun hızlı mayalanması ve geç bayatlaması için endüstriyel enzimler ekleniyor. Bu enzimler, suyla temas ettiğinde aktifleşiyor.

Peki neden bunları etikette görmüyoruz? Çünkü yönetmelikler, üretimde kullanılıp nihai üründe kalmadığı varsayılan maddelerin yazılmasını zorunlu tutmuyor.

Sizce endüstriyel un, hâlâ temel bir besin mi? Yoksa dikkatle sorgulanması gereken bir ürün mü?

Ada çayı ve biberiye, Alzheimer için mucize mi? Geriye döndürmek mümkün olabilir!Mart 2025’te yayınlanan ve Şubat 2025’d...
24/01/2026

Ada çayı ve biberiye, Alzheimer için mucize mi? Geriye döndürmek mümkün olabilir!

Mart 2025’te yayınlanan ve Şubat 2025’de yapılan bir çalışmayı esas alan makalede, ada çayı ve biberiyede doğal olarak bulunan “karnoik asit”ten üretilen bir bileşen, hayvan deneylerinde Alzheimer’i “neredeyse normale döndürdü” ifadesi ile sunuluyor. Araştırmacı Dr. Stuart Lipton, “bir kaç test yaptık ve hepsi de gelişme gösterdi.” şeklinde ifade ediyor. Bu Alzheimer hastalığının durdurulması ve tedavi edilmesi konusunda çok önemli bir gelişme, bileşenlerin doğal olması ve Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi tarafından güvenli kabul edilen Gras sınıfında olması, insan deneylerinin çabuk başlayabileceği ve olumlu sonuçlanabileceği konusunda oldukça ümit verici bir durumda.

Vücudun doğal savunma sistemini harekete geçiren bu bileşenler, aradığımız cevapların bir kısmının doğada olabileceğini bize gösteriyor.

Gelişmeler oldukça sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Kaynaklar:
1) https://www.scripps.edu/news-and-events/press-room/2025/20250319-lipton-alzheimers.html

2) https://www.mdpi.com/2076-3921/14/3/293

3) https://www.euronews.com/health/2025/03/23/common-herbs-like-rosemary-may-have-inspired-a-breakthrough-alzheimers-treatment

23/01/2026

Aldığınız zeytinyağının tağşişe yani gıdada sahteliğe uğrayıp uğramadığını nasıl anlarsınız? Önce tağşiş nedir onu tanımlayalım. En yaygın tağşiş biçimi 1 birim zeytinyağına 8-10 birim pamuk/kanola/ayçiçek gibi ucuz bir yağ karıştırmak ve bunu zeytinyağı olarak satmaktır. Bu tip bir tağşişi eğer gıda haberlerini takip ediyorsanız, her sene onlarca belki yüzlerce firmayı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, zeytinyağı yerine tohum yağı açıklaması ile görebilirsiniz. Bu sahte zeytinyağı satan firmaları, etiketinden, markasından, paketinden ayırmanız mümkün değil maalesef. Pratik şekilde sahte yağı nasıl ayırt edebileceğinizi söyle anlatabiliriz:

Dikkatli bir damak, tağşişten kaynaklı tat farkını anlayabilir. Saf bir zeytinyağı, eğer doğru üretilmişse bolca polifenol içerir ve bu polifenoller, zeytinyağına TAKLİT EDİLEMEYEN bir özellik katar. Ufak bir çay bardağına bir miktar zeytinyağını koyup, bir yudum içip, ardından  (yağı dişlerinizin arasından hava ile birlikte içeri çekip boğazınıza doğru püskürterek) derin derin nefes aldığınızda, bu polifenoller havayla birleşir ve sizde bir geniz yanmasına sebebiyet verir ve öksürtür. İşte bu öksürtme, zeytinyağının saf olduğunu, tadarak en iyi anlama yöntemidir. Tabi ki bir laboratuvar testi gibi %100 sonuç vermez, ama deneyimle sabittir, çoğu zaman zeytinyağının gerçek bir zeytinyağı olduğunu anlamak için en kolay yöntemdir.
Unutmadan, rafine edilmiş riviera tipi zeytinyağı, farklı bir kategoridir, rafinasyon işlemi ciddi bir fabrikasyon ve kimyasal süreçtir, bu tip bir yağa sızma zeytinyağı denmez, bahsettiğimiz geniz yakma, öksürtme bu yağlarda olmaz. Açıkçası, çok daha düşük bir yağ kalitesinde olduğu için, sızma zeytinyağları ile kıyaslanması da doğru olmaz.

Zeytinyağı çok kıymetli bir üründür, tükettiğiniz bir yağın tağşişli yani sahte çıkması, hem sağlığımız için büyük bir tehdit oluştururken hem de zeytinyağı almak için harcadığımız mutfak bütçemizin sahte bir ürünle heba olması demektir. Zeytinyağı tercihinizi yaparken, bu işte uzmanlaşmış güvenilir firmaları tercih ederek, hem sağlığınıza hem de bütçenize önemli bir yatırım yapmış olursunuz.

20/01/2026

Trigliserit, kanda bulunan bir yağ türüdür, artık neredeyse tüm uzmanların hemfikir olduğu kanda yüksek trigliserit sağlığımız için son derece risklidir. Uygulaması nispeten kolay ve trigliseriti düşürmeye yardımcı 11 yolu sizin için derledik.

1-Fazla kilolarınızdan kurtulun.
2-Şeker tüketimininizi azaltın.
3-Karbonhidrat alımınızı kontrol altına alın, bir hayli azaltın.
4-Lifli besin tüketiminizi artırın.
5-Düzenli yürüyüş ve egzersizi hayatınıza ekleyin. (Günde 4000 adım anlamlı fark yaratır.)
6-Trans yağlardan uzak durun. (Fast food, ultra işlenmiş hatta işlenmiş gıdalardan uzak durun.)
7-Haftada en az iki kez yağlı balık tüketin. (Omega-3)
8-Zeytinyağı gibi doymamış yağları tercih edin. (Tüm bedenimize sayısız faydası var.)
9-Düzenli beslenme alışkanlığı edinin. (Rutininiz olsun.)
10-Alkol tüketimini sınırlayın.
11-Kuruyemiş tüketin ama ölçüyü kaçırmayın.

Bu basit ve küçük 11 adımı uygulayın, sonucu büyük bir değişimin tetikleyicisi olacaktır. Bunlar sizce uygulanabilir mi?

15/01/2026

Eski Tadında ekibi olarak uzun süredir gıdalar ve mutfak alışkanlıkları üzerine araştırmalar yapıyoruz. Metinlerimizi oluştururken tek bir kaynağa bağlı kalmadan, güncel bilimsel yayınları tarıyor, referansları karşılaştırıyor ve mevcut literatürü mümkün olduğunca derinlikli şekilde inceleyerek sizlere sunmaya çalışıyoruz. Bu yazımızda da sıkça sorulan bir konuyu ele almak istedik: Kahve tüketmek sağlıklı bir eylem mi?

Ülkemizde, 20 yıl önceye döndüğümüzde kahve tüketimi ağırlıklı olarak Türk kahvesi ve hazır (instant/suya at karıştır kahve) kahvelerden yana iken, artık çekirdekten öğütülmüş, demleme usulu (sıcak filtre, soğuk damıtma, espresso vb. yöntemlerle) ve “gerçek” diyebileceğimiz kahve tüketimine yöneldik. Sabahları güne başlarken, gün içinde ya da sohbet eşlikçisi olarak çoğumuzun vazgeçilmezi artık kahve. Bu kadar yaygın tüketilen bir içeceğin sağlığımız üzerindeki etkileri de doğal olarak merak konusu oluyor ve bizim araştırma motivasyonumuzun da kaynağı oluyor.

Şunu netleştirelim: Bu yazıda sözünü ettiğimiz kahve; sade Türk kahvesi, filtre kahve ve espresso gibi katkısız kahve türleridir. İçerisinde şeker, şurup, aroma verici veya hazır karışımlar ile instant kahveler bu kapsamda değerlendirilmemelidir.

Kahvenin en kabul edilen pozitif etkilerinden biri, antioksidan içeriği. Kahve çok sayıda biyoaktif bileşen içerir. Yapılan çalışmalarda, düzenli kahve tüketiminin vücutta oksidatif stresi azaltmaya katkı sağlayabileceği gösterilmiştir. Oksidatif stresi şöyle tanımlayalım, vücudun oksitlenmesine sebebiyet veren, yıpratıcı bir süreç. Vücudumuzdaki bu stresi azaltmaya yardımcı olmanın sağlık üzerine oldukça fazla olumlu etkisi vardır. (Kaynak 1)
***Devamı yorumlarda.***

Isıl işlem görmüş sucuk yerine fermente sucuk tüketerek, katkısız sucuk tüketmiş oluyor muyuz? Müşterilerimizin Whatsapp...
13/01/2026

Isıl işlem görmüş sucuk yerine fermente sucuk tüketerek, katkısız sucuk tüketmiş oluyor muyuz? Müşterilerimizin Whatsapp hattımızdan bize sıklıkla sordukları sorudan biridir bu.

Kısaca cevap verelim, hayır bir sucuğun fermente olması onun renklendirici, koruyucu daha da önemlisi nitrat/nitrit içermediğini göstermez.

Önce etiketlerdeki “Geleneksel Fermente” ve “Isıl İşlem Görmüş” ne anlama geliyor bunu açıklayalım.

Isıl işlem nedir? Kısaca sucuğun “hızlı üretilme” şekli diyebiliriz! Geleneksel fermente sucuklar doğal ortamda haftalarca kuruyup olgunlaşırken; ısıl işlem gören sucuklar, özel fırınlarda ısı ve nem verilerek sadece 48 saatte hazır hale getirilirler.

Fermente ve Isıl İşlem Görmüş Sucukların Süreçlerini Kıyaslayalım:

1) Zaman açısından: Fermente sucuk hazır olmak için, en az 7 gün ile 1 ay, uygun koşullarda olgunlaşmayı bekler (sabır işidir). Isıl işlem görmüş sucuk ise, 2 günde hazır hale gelir.

2) Lezzet açısından: Fermente sucuk, bildiğimiz hafif ekşimsi, aromatik, “klasik sucuk” tadı sunarken, ısıl işlem görmüş sucuk fermantasyon olmadığı için daha düz bir baharatlı et tadı sunar.

3) Probiyotikler açısından: Fermente sucuk, doğal bakterilerle, fermantasyon sürecine girerek olgunlaştığı için bağırsak (barsak) dostudur. Isıl işlem görmüş sucuk ise, yüksek ısı gördüğü için, üretim süreci sebebi ile yararlı bakteriler (probiyotikler) yaşayamaz, nihai üründe probiyotik olmaz.

4) Kimyasallar açısından: Fermente veya ısıl işlem görmüş olmasından bağımsız olarak, bu konuda özellikli üretim yapan bir üretici değilse her iki üretim şekli de hem nitrat/nitrit hem de diğer kimyasalları içerebilir.
*****Devamı yorumlarda.*****

Address

KOŞUYOLU MAH. KATİP SALİH SK. NO:97/1 MERKEZ KADIKÖY İSTANBUL
Istanbul
34718

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Eski Tadında posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Eski Tadında:

Videos

Shortcuts

Share