01/07/2025
İnsan hayali kadar mı güçlenmeli, gücü kadar mı hayal kurmalı?
Bir orman içerisinde kendi ellerimle yaptığım bir evde yaşamayı, yediklerimi üretmeyi, ihtiyaçlarımı yeniden tanımlamayı; ezmeden/ezilmeden, sömürmeden/sömürülmeden adil bir yaşamı yıllarca hayal ettim. Yıllarca diyorum ki hakkı var, on yılı geçti. Pratik olarak gerçekleşti de… Sondaki “de” çok şey anlatıyor, bunu kelimelerle anlatmayı deneyeceğim.
Ben biraz manik depresif biriyimdir, tanıyı kendim koydum. Uzun süre gözlerim heyecanla parlayarak hayalimi anlattım. Ortaklıklar aradım. Aynı düşü görmesek de aynı yolda yürümesek de en azından aynı istikamette gideceğimiz ortaklıklar. O dönemlerimde bir şekilde yollarımız kesişen hemen hemen herkesle az çok konuşmuşumdur. Hayal etmek heyecanlıdır çünkü, güç verir. Yeterince büyürse tutku olur insanın içinde. Artık iradenin hükmü görece zayıflar. Tutkunun tutmakla alakası yoktur çünkü. Tutku bir tutulma meselesidir. Tutkunu tutamazsın, ona tutulursun.
Yaşamım boyunca, her ne kadar düşünceyle kendim olduğumu hissetsem de eylem insanı olmak zorundaydım, sorumluluk insanıydım yani. “Boşver” kelimesini hiç sevmezdim. Hala da pek hoşlanmam, dikkat edin seviye epey düşmüş. Ya hayalimi “gerçeğe” indirgeyecektim ya da “gerçeği” hayalime yükseltecek. Ben hep ikincisi seçerim. Öyle yaptım. Öyle yaptık, oldu da. Ormanda, en yakın eve bir buçuk km mesafesi olan, elektriği güneşten, suyu 425 m ileride doğal bir kaynaktan gelen bir ev oldu. Bir yanı zeytinlik, bir yanı çam ormanı…
Buraya kadar tam bir kapitalizmden kaçış hikayesi gibi oldu ama inanın öyle değil. Bir kaçış değildi yani. Kapitalizmin esaretine dair çok laf edebiliriz, etmeliyiz de. Benim hayalimde bu esarete samimice laf edecek bir yer inşa etmek vardı. Bu esarete birlikte karşı çıkacağımız insanlar vardı. Mutlak doğruyu bilmiyordum elbet, hâlâ da bilmiyorum ama daha doğruyu birlikte yapabileceğimiz insanlar vardı. İşte bu kısmı pek de öyle olmadı.
(devamı yorumlarda)